İç Sesinizle Barışın!
Gün boyunca zihnimizde bir ses var, durmadan konuşan, her duruma bir yorumu olan o iç ses… Kimi zaman destek oluyor, cesaret veriyor; ama dürüst olalım, çoğu zaman bizi yerin dibine sokmak için pusuda bekliyor gibi. Hata yaptığımızda, planlarımız istediğimiz gibi gitmediğinde ya da sadece yorgun hissettiğimizde bile hemen devreye giriyor: “Yine olmadı”, “Neden bu kadar zorlanıyorsun?”, “Sen zaten beceremezsin ki…” Ve işin kötüsü, biz bu sesi çoğu zaman fark etmeden dinliyoruz.
Ama bir durup düşündüğümde, kendime bazen ne kadar acımasız olduğumu fark ediyorum. Bunu bir arkadaşıma söylesem, o arkadaşım benimle konuşmaya devam eder miydi acaba? Büyük ihtimalle etmezdi. Ama nedense kendimize karşı o kadar toleranssızız ki… Hep güçlü olmamız, hep doğru kararlar vermemiz, hiç hata yapmamamız gerekiyormuş gibi davranıyoruz. Oysa insanız. Kırılırız, yoruluruz, hata yaparız. Bu kadar basit.
Ben son zamanlarda iç sesimi biraz daha dikkatli dinlemeye başladım. Ne zaman kendime yüklensem, “Bunu bir arkadaşım yapsaydı, ona böyle mi davranırdım?” diye soruyorum. Cevap çoğu zaman hayır oluyor. Çünkü en sevdiğim insanlar hata yaptığında onlara sarılmak, onların yanında durmak istiyorum. Peki, kendim neden o sevgiyi hak etmeyeyim?
İç diyaloğu dönüştürmek kolay değil ama imkânsız da değil. Küçük adımlarla başlıyor. Kendine kızdığın bir anda durmak, o cümleyi biraz daha yumuşatmak bile bir değişim yaratıyor. “Yine mi böyle yaptın?” yerine “Zorlanıyor olabilirsin, bu da geçer” diyebilmek mesela… Her şeyin mükemmel olması gerekmiyor. Bazen sadece elinden geleni yapmak yeterli. Hatta çoğu zaman fazlasıyla yeterli.
Bir de şu var: Kendimizi hep eleştiriyoruz ama iyi yaptığımız şeyleri nedense çok çabuk geçiyoruz. Sanki başarılarımız sıradanmış gibi davranıyoruz. Oysa bir konuda iyiysek, oraya emeğimizi koymuşuz demektir. Başardığımızda kendimize “Aferin bana” diyebilmek de önemli. İç sesimizin sadece yargılayan değil, aynı zamanda takdir eden bir ses olmasına izin vermeliyiz. Bu, içimizdeki dengeyi kurmamıza yardımcı oluyor.
Kaldı ki, her konuda kötü olamayız. Hepimizin güçlü olduğu, yatkın olduğu ya da daha çok öz denetim sağlayabildiği alanlar var. Bunları görmek, kendimizi daha tarafsız değerlendirmemizi sağlıyor. Sadece eksiklerimize odaklanmak değil; var olanı, güzeli, çabayı da görmeyi öğrenmek gerek. İç sesimizi daha iyiye odaklandığında, eksik yerine gelişimi konuşmaya başladığında, içten içe kendimizi daha çok sevmeye başlıyoruz zaten.
Şunu da fark ettim ki, insan kendine nazik olmayı öğrendiğinde hayat biraz daha hafifliyor. İçinde taşıdığın o gerginlik azalıyor. Kendini savunmak ya da sürekli kanıtlamak zorunda hissetmiyorsun. Çünkü yanında artık seni yargılamayan, seni anlayan bir dost var: Senin kendin.
Kendinle dost olmak biraz emek istiyor ama en güzel emeklerden biri bu. Çünkü en uzun yolculuk, kendimizle olan yolculuğumuz. Bu yol boyunca kendine eşlik eden ses dostça olursa, yürümek de çok daha kolay oluyor.













