Ağlamak
Bugün kendimi daha bir duygusal hissediyorum, ne garip… Eskiden dinlediğim şarkıları hissetmediğimi fark ediyorum; ya da en azından yeterince tatlı bir duygusallığa sahip olmadığımı. Ben yalnızca üzgündüm; hissettiğim şey yıllar boyunca yalnızca bu oldu. Fakat bazı şarkıları anlamak değil, hissetmek gerekiyormuş. Dinlemek değil, öğrenmek gerekiyormuş.
Ben bir sürü acı yaşadım: türlü türlü, farklı yerlerde, farklı şekillerde. Ama şunu öğrendim ki; üzgün olmak herkesin yaşadığı bir duygu. Bazıları için gelip geçici, bazıları için kalıcı… Bazen en nefret ettiğimiz şey dahi bizim yaşam alanımız oluyor. Bazen stres ile yaşamayı öğreniyoruz. Nefes almaya devam etmek için, stres duygusuna kapılıp gidiyoruz; çünkü huzurun sessizliği, düşüncelerimizi, duygularımızı, gerçek benliğimizi ortaya çıkartıyor… Kaçmak istediğimiz her şeyle yüzleştiriyor bu sessizlik bizi, en çok da kendimizle.
Farkında olmasak bile, mükemmel olmayı istiyoruz. Diğer insanların yanında en mükemmel tavrımızı takınıyor, “ucuz” hareketlerden kaçınıyoruz; çünkü bizim yaptığımız gibi, diğer insanların da bizi yargılamasını istemiyoruz. Peki, daha biz kendimizle yüzleşip kabul edememişken, diğer insanlardan bizi kabul etmesini nasıl bekleyebiliriz?
Güzellik kavramı herkese göre değişmesine rağmen, neden her zaman güzelliği diğer insanlarda arıyoruz? Neden kendimizde görmek bu kadar zor? Neden karanlığımızı ışığa dönüştüremiyoruz; içimizde çarpan şimşeklerle…















