sanırım insan biçiminin şu fazda en baş belası ortak özelliği tölerans kabiliyetidir.. ilişkilerde, zevklerimiz ve hobilerimizde, dünyaya bakışımızda sürekli olarak bir önceki deneyimin bir şekilde daha yoğununu, daha fazlasını -neredeyse arayacak şekilde onu tüketiyoruz. bunun zıttı bir rutine bağlanmak gibi de belirmiyor bence, metot olarak yeni bir şeyin peşine düşmek değil, tam tersi, mevcut şeyin daha yoğununu almaktan bahsediyorum, belki şöyle özetleyebilirim: sevdiğiniz birini hayal edin, kendine has bir tatta iletişim kuruyorsunuz, belirli bir üslup geliştiriyorsunuz, belki inceden alay etmeyi iyi beceriyorsunuz birbirinizle. sonra biri muhakkak bu inceden alayı, bir adım ileriye taşıyor, biraz kabalık ekleniyor tutuma, biraz daha ileri gidebilir mi diye yokluyor öteki; bu otantik hoş görülüğün bile kaldıramayacağı kadar bencil ve artık içeriğin boşaldığı, kimin diğerini daha çok zorladığını ölçer şekilde bir ileriye adım atmaya dönüşebiliyor, iktidar da burada kimin devam edebildiğiyle ilgili olabilir. 'tölerans' kelimesi hint-avrupa dil ailesinde tartmak, kaldırmak-taşımak anlamlarına gelen telə-es kelimesinden latincede 'tolerare' etmeye; yani tahammül etmek anlamına gelen görece yeni bir fiile dönüşüyor. bir şeye ne kadar maruz kalabildiğiniz, onunla ne denli başa çıkabildiğinizle ilgili bir kelime. bu yetinin güçlenmesi ise dışarıdan gelen etki / madde her neyse onunla kaç kez karşılaştığınıza, ne dozlarda aldığınıza bağıl gelişiyor sanki. işte sporcular da bu özelliği neredeyse iyi kullanabilen olanlarımızdır. onları da başarılı kabul ettiren, neredeyse yaptığı şeyi ne kadar tölere edebildiğiyle ilgili olabilir. bir hayvan ya da bitki için bu geçerli değil gibi geliyor. elbette 'direnç'ten böylece ayırıyorum töleransı..














