Gönül Coşkusunun Masalı
Aşkı alamadığını inkar edip aslında aşıklara imrenerek bakanlar bilirim. Bunu gereksiz bulanları, aşkın bir ömrü yediğini söyleyenleri bilirim. Oysa aşkın bir vatan olduğunu bilirim. Peki ben hangisiyim? Aşk nedir benim için?
Aşk, her Türk gibi benim içimde de ilk önce ucu bucağı olmayan kutsal bir vatandır. Gökyüzünde süzülen Al Bayraktır; hürriyetin kokusunu taşıyan. Mustafa Kemal’dir; karanlıkları delen bir çift mavi bakışın kararlılığıdır. Muhammed Mustafa’dır; alemlere rahmet olan o sonsuz şefkattir. Kur’an-ı Kerim’dir benim için ilk aşk; her harfinde hakikatin saklı olduğu o eşsiz rehberdir. Gönlümün bu manevi kaleleri, ruhumun toprağına kök salmış dev çınarlar gibidir; sarsılmaz, yıkılmaz ve her daim gölgesinde huzur bulduğum.
Ancak bu görkemli çınarın dalları arasında, kimselerin kolayca göremediği saklı bir bahçe daha vardır. Orada aşk, dünyanın tüm ağırlığını kapının eşiğinde bırakıp içeriye bir çocuk adımıyla girmektir. Hayatın o gri ve ciddi maskesini çıkarıp bir tebessümün sıcaklığında erimek, sevdiğinin yanında bir masal kahramanı gibi çocuklaşmaktır. Aşk, ruhun en savunmasız, en çıplak halidir ama o savunmasızlıkta koca bir dünyaya kafa tutacak cesareti kuşanmaktır.
Aşk bir güvendir; hırçın bir denizin ortasında, gizli bir elin seni daima yıldızlara bakarak kıyıya çekeceğinden emin olmaktır. Düşünülmektir; üşüdüğünde ruhuna sarılan görünmez bir hırka, karanlıkta fısıldanan bir dua gibidir. Bir başarıdır aşk; ama bir tahtı ele geçirmek değil, bir kalbin en mutena, en saklı odasında kendine bir yer bulabilmektir. Bir kibarlıktır; incinmesin diye üzerine titrenen bir kristal, kırılmasın diye sesin ayarının kısıldığı o eşsiz zarafettir.
Peki, bunca kelamın, bunca hayalin sonunda ben neredeyim? Gökkuşağının altından geçebileceğine inanan o küçük kız çocuğunun heyecanıyla bekliyorum hala. Kendi yazdığım bu masalın içinde kalbim, elinde eski bir fenerle ormanda yolunu arayan bir gezgin gibi... Acaba bir gün o "vatan" bildiğim kutsallıkla, "çocuk" kaldığım o saf mutluluğu aynı limanda buluşturabilecek miyim? Yoksa ben, kıyıya vurmak için sabırsızlanan bir dalganın, hiçbir zaman kavuşamayacağı o uzak ufka duyduğu sonsuz ve masalsı bir merak mıyım?











