Milattan önce 300 yılında Epikür haz odaklı felsefesini geliştirirken diyor ki; felsefe insanın sıkıntılarının nedenlerini ve arzularının asıl kaynağını bulmaya ve bunları yorumlamaya yarar. İnsanın mutlu olması için dışardan telkin edilen şeylerin gerçekte pek bi kıymeti yoktur; insan biraz düşününce bunu fark eder. Epikür’e göre pek çok işkolu, gerçek gereksinimlerinin farkına varamayan insanlarda gereksiz bir satın alma arzusunun uyanması için uğraş veriyordu. 200 yıl sonra Epikürcü şair Lucretius isteklerimizi belirleyenin kendi duygularımız değil, sağdan soldan duyduklarımız olmasından üzüntü duyduğunu dile getiriyor. 2100 sene sonra Alain de Button şunları ekliyor: “insan telkinlerden bu kadar etkilenen bi yaratık olmasaydı reklamlar o kadar da gerekli olmayabilirdi.” Her devirde demek ki insan başkalarından etkilenmeye meyyalmiş. 1900 lü yıllarda sinema, televizyon ve reklamlarla, günümüzde ise instagramla birlikte bu yönelim ayyuka çıkmış durumda. Sadece instagram değil, tiktok gibi Pinterest gibi görüntü odaklı sosyal medya platformları insanın bu acziyetini müthiş bi şekilde besliyor ve destekliyor.
Gerçekten bu kadar aciz miyiz? Başka bi çocuğun elinde gördüğü oyuncağı ağlayarak pervasızca isteyen bi çocuktan tek farkımız bağırarak ağlamıyor oluşumuz mu? Dışardan gelen telkinlerden etkilenme düzeyimizi en aza indirmenin yolu sanırım maruziyetimizi azaltmak. Yine İbrahim Kalın’ın sözü geldi aklıma, buraya da uydu: “Azaltmak daha derin yaşamaktır aslında”

















