seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from China
seen from Germany
seen from Yemen
seen from Mexico

seen from Malaysia
seen from Austria
seen from United States

seen from Maldives

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
sustum gördüm çıktım
"hiç üzülmediğimi, sadece çekip gittiğimi, sonrasında çok mutlu olduğumu düşünmediğini biliyorum. nasıl olmaz, diye bağırıp bağırıp sustum."
"affedince, hepsinden öte; gördüğüm tek iyilik senmişsin. isteyerek olmayan bir hataydı, keşke dahası da birlikte olsaydı."
"seni ne çok ezberledim. şu hep bahsettiğin, aynı kelimeyi beş sayfadan önce tekrarlamayan hikayeciyi bir daha anlattığını rüyamda gördüm."
"çok mu merak ettin? dışarı çıktım, içeri girdim."
"her sabaha karşı, aynı pille altıdan sonrasını nasıl tırmanacak bu saat, diye merak ettim."
niye geceler
bu kadar gelemeyince sen, "aramıza bi bomba bırakılmış" der, dönüp eve giderim. "niye ki?" diye düşünürüm. insan gençliğini niye öldürür ki?
yaşlanınca hatırlamak; ne günlerdi demek için mi? "sadece nereye, nasıl bir yere gittiğini düşünüyorum. çimeni var mı? koltukları rahat mı?"
sobasını kurabiliyor, yağmuru durdurabiliyor musun? yoksa çatısı mı akıyor yeniden kurulu hayatın; altından mı esiyor kapattığın kapıların?
hani anlarım bu kadar gelemesen, -de bir kere "bura bizim" desen... bu gökyüzlerini her gece, güneşten ışıl ışıl ederdim
eve gidiyorum gelemeyince sen kolumun üzerine yatınca aklım uyuşuyor; gelirdin istesen.
iyi geceler iyi geceler
keşke görseydik, ölmeseydim
şimdi eski günler geri, kafası yeni geldi.
böyle sarmadan da gülebildiğimiz günlerdi. aklım almıyor herkes çekti gitti. ne iyi günlerimizdi. kabir azabı okuyup korkarak seviştiğimiz hepi topu bir kanepeli dünlerimizdi. keşke ölseydik, çaresiz özlemek ne büyük cehennemmiş.
ne değişik cennetlerden kovulduk düşününce. düşünmekten akıl yitirip asla bir araya gelemeyince. habilimi öldürdüm, ben başlattım.
sevmem öyle saf, insanlıktan eski. hatrım dumanlı, düşme yâdıma düşme.
kaç giyotin durdu yarıda, kime inanıp devrime koştum? ne kadar anıldım, kaç saniye ölümsüz oldum? hangi paragrafta adım geçti, canım niye hatırlamıyorsun bu kumandanların kim? tüm silahlarımı bıraktırdın, sınırın burasında kaldım. kimbilir kime esir, yalvarsam serbest bırakır. yalvarmam.
kuru tayınlarından kafam çok güzel. ilime içime pide fırını gibi nüksettin gittin. ver gitsin küreği acıma ver! keşke ölseydik, görmeseydim.
ama gördüm.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
ikimizin dünyası
ıslak yanağını yüzümden çektiğinde çıkan “şıp” sesi hala banyodan yankılanıyor. uykularımda tekrarlanan geçmiş her an, çığlık çığlığa her efekt yüzünden sabahları korkunç bir baş ağrısıyla uyanıyorum. azıcık ama hızla akan ırmağın suyuyla koca bir değirmeni döndürmeye çalışan paletler gibiyim; kenarlarım kırık içinde. hangi ayağım sakat hatırlamıyor, büyümem icabedene dek ikisiyle de idare ediyorum. iyi olmadığımı, içerisine zorla sokulduğum buhranlarla savaştığımı sadece sana kabul ettiremiyordum. çaresiz ama en azından daha rahat hissettiğim günlerdi. seninle geçen huzurlu gezintilerimizden sonra eve döner dönmez yatağa oturup bütün gün söylediklerinden aklımda kalanları not ediyordum. masala benzeyen ama gerçekte kendinle ilgili hikayelerin beni iyileştiriyordu. gözlerine bakarken, “ah!” diyordum içimden, “tüm bunlar keşke benim başıma gelseydi de, şimdi sen bana trampetli, borazanlı, neşeli çocuk hikayeleri anlatsaydın.” tüm karşılıksızlıkların olmaya razıydım, yapmak istediğim başka işim yoktu, çok seviyordum. dün akşam tertemiz kokulu mağaza vitrininde hissiz bir mankene pantolon giydirmeye çalışırken önümden geçen kalabalığa bakıp “allahımız da yok, bizi kim kurtaracak!” diye bağırarak ağlamaya başladım. ben ilaçlarımı düzenli almayınca çok daha toplumcu oluyordum, sen o esnada büyük ekranlı telefonuna yazdığın mesajda yaradanına sığınıp bana ilahi bir terk aşkediyordun. ... artık hikayemizin nasıl başlayıp bittiğini hatırlamak bile istemiyorum. sana duyduğum sevgiyi bütünüyle unutmanın en kolay yolu; en iyi günümüzün bile böyle berbat oldugunu tekrarlamak. bana reva gördüğün yokluğunun işkencesini hak etmedim. senden başka kimin ahını almış olabilirim? yahu ben hayatım boyunca fotoğraf çektiren iki sevgilinin arkasından bile geçmedim! nasıl sonlanacağını bilmeden yaşamamın kimseye faydası yok. taşlı avludan çıkıp önümü ilikleyerek hızlı adımlarla cenazeme gittiğimi hayal ettim. “ölümden büyük mutluluk olamaz, zamanında denemeliydik.” diye geçirdim içimden. merdivenlerinizi çıkıp yatalak annenin karnına üç bıçak sapladım. tanıdığım değil, doğurulduğun güne lanetim. ikimizin dünyasını garsoniyer gibi kullandın. son nefesim kokuyor defolup gidiyorum mahallenden.
planlı
ortağı olduğunu sandığım bu dünya; çimenleri bile kaplamaya başlayan, sürekli akıp giden, pis kokulu körlükleri yüzünden beni artık rahat hissettirmiyor. her dirayetli kulun bir ucundan tutup kendine doğru çekmeye çalıştığı bu dünya. gerim gerim gerilmiş, bir türlü sakinleşmeyen... uzayıp giden buğday tarlalarında, ılık yaz sabahları elinde orağıyla uyanan köylüleri bile sinirli. buğdaylar az, çok insan var, afrika bomboş. ilahi varlıkların bilinmeyen çağlarda hücum edip arkalarında aç kullar bıraktığı, gemilerle insanlığa insan servis eden, dudak kenarları sinekli çocukların sahibi afrika. tüm kalbim o zavallı çocuklarla birlikte değil. annem beni, acırsam katledileceğime inanarak yetiştirdi. bu arada yeri gelmişken, benim sevdiğim erkeğin bir kolu kesildi, iltihaplandı ve öldü. birisi tarafından katledilmedi, sadece salaktı. sırf cebinde taşımamak için kapının çıkışındaki sigorta kutusundan almaya uzandığı anahtar yüzünden elektrik akımına kapıldı. küçücük bir metali yanında taşımamak uğruna alışkanlık haline getirdiği bu davranış, omuzundan irinler akarken ağrısını dindiremeyen ilaçlardan yüzü bembeyaz bir halde bu dünyadan çekip gitmesinin nedeni olmuştu. çok önceden sevdiği kadının hediye ettiği ponponlu anahtarlık yüzünden belki de. kim bilir? * ona ağladığım cenaze töreninde kalabalık yüzünden bayılmadan kısa zaman önce, bir sineği ellerimle çenemden uzaklaştırmaya çalışıyordum. sıcaktı, boğulacak gibiydim. toprağın altında sıkışmaya hazır bir halde önümde yatan sevgilim ve omuzlarındaki baskı yüzünden yere bile uzanamayan ben. burnumun ucundan damlamak üzere olan gözyaşımı silmek için mendili tutan elimi kaldıramıyordum. etrafımdaki herkesi iterek kendime yer açmak geldi aklıma. ya da şöyle kocaman bir baltayla, her vuruşta bir tanesini indirerek, büyük adımlarla ileri doğru atılıp ucundan kan damlayan parlak çeliği gövdelerine vura vura dümdüz araziler yaratmak. düşüncelerim kafamın içinde yoğunlaştıkça bedenim de güçleniyordu. dizlerimdeki uyuşukluk bir anda geçti, sakince doğruldum. rahatça kesebilirdim tüm bu ağaçları. genç ve kudretli bir peygamberdim artık. duayı katlediyordum. * aylar sonra gittiğim mezarlıkta; daha otuzunun başında ölüp gitmiş sevgilimin vasiyetinin, eskiden çok sevdiğinin yanına gömülmek olduğunu öğrenmiştim. mezar taşları ve üzerindeki yazılar, yan yana duran – pek de güzel çıkmamış – fotoğrafları, çiçekler... birbirinin yansıması gibi iki mezar, ortalarında ben. büyük şişelerde votka içerek sabaha kadar hikaye yazdığını sandığım, hayranlıkla kalemi tutan parmaklarını izleyerek uykuya daldığım adamın; ölene kadar yapacaklarını ve sonrasında yapılacakları not ettiğini bilmiyordum. her şey hazırdı. o artık mutluydu. ben, sebebini bilmediğim mutsuzluklar içinde onun planladığı ve en acısı; küçük bir kağıda yazdığı hayatımı yaşıyordum. yaşayacaktım. * “her gün aynı saatte, sanki etrafta onlarcası yokmuş gibi, sadece bir gözü yaradan kapanmış kediye süt veriyor. çimleri güneşten yanıp sararmış, yer yer yok olmuş, toprağı zenginlikten ani bir iflasa sürüklenmiş gaddar eski tüccarlar gibi görünen bu çirkin bahçede yapacak iki şeyi var. yürümek ve oturmak. diğerleri zaman doldurmak için sabırsızca, zorlama sabah sporuna katılıyorlar. bu bahçeden çıkılamayacağını sadece o biliyor. ilaçlar işe yarasa bile.”
olmuyo
ne zaman bahar gelse, yaz gelse başımıza bişeyler geliyo.sigara içilen 302 otobüs gibi derdi bitmiyo hayatın. tam toparlıyosun, kış geliyo.
öyle yapıyosun olmuyo böyle yapıyosun olmuyo. ulan diyosun demek ben beceriksizim, hiçbi seye dokunmuyosun yine olmuyo. dönüşünü skiim dünya.
aç aç yenisini aç
kimi kurdum kafamda, kim çıktı gitti